Story
### JOHN — BÖLÜM 1: BAŞLANGIÇ
John, iyi bir üniversitede eğitim gören genç bir öğrenciydi. Derslerinde başarılıydı ama sınıfın en iyisi olmak gibi bir takıntısı yoktu. Kendi hâlinde yaşamaya, geleceği için bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Önünde gerçekleştirmek istediği hayaller, görmek istediği yerler ve yaşamak istediği uzun bir hayat vardı.
Dışarıdan bakıldığında hayatı sıradan görünüyordu. Üniversiteye gidiyor, derslerine katılıyor, bazen arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, bazen de tek başına kalmayı tercih ediyordu.
Fakat son zamanlarda bir şeyler yolunda gitmiyordu.
Başlangıçta baş ağrılarını fazla önemsememişti. Uzun süre ders çalışmasına, uykusuz kalmasına ya da yorgunluğa bağlıyordu. Bazen başı öyle ağrıyordu ki okuduğu satırlara odaklanmakta zorlanıyordu. Yine de kendini sürekli rahatlatıyordu.
Biraz dinlenince geçer.
Ama geçmiyordu.
Günler ilerledikçe ağrılar daha sık hâle geldi. Bazen aniden başlayan ağrı yüzünden yaptığı işi bırakmak zorunda kalıyordu. Sonunda bunun sıradan bir baş ağrısı olmayabileceğini düşünerek doktora gitmeye karar verdi.
O gün hastaneye gittiğinde aklında ciddi bir hastalık ihtimali yoktu. Doktorun birkaç soru soracağını, belki bazı ilaçlar yazacağını ve kendisini evine göndereceğini düşünüyordu.
Muayenenin ardından doktor bazı tetkikler istedi. John, istenen işlemleri tamamladı ve sonuçları değerlendirilmek üzere bekledi.
Bir süre sonra doktorun odasına yeniden çağrıldı.
John içeri girdiğinde doktorun yüzündeki ciddi ifadeyi fark etti. Karşısındaki sandalyeye oturdu. Doktor, elindeki görüntülere birkaç saniye daha baktıktan sonra konuşmaya başladı.
Doktor: John, yapılan incelemelerde beyninizde normal olmayan bir oluşum tespit ettik. Görüntüler, bunun bir tümör olabileceğini düşündürüyor.
John ilk anda söylenenleri anlamakta zorlandı.
John: Tümör mü?
Doktor: Evet. Ancak şu anda kesin bir şey söylememiz mümkün değil. Bunun tam olarak ne olduğunu anlayabilmemiz için daha ileri tetkikler yapmamız gerekiyor.
John'un yüzündeki ifade değişti. Birkaç dakika önce aklında yalnızca baş ağrılarından kurtulmak varken şimdi bambaşka bir ihtimalle karşı karşıyaydı.
John: Peki… bu kanser olduğum anlamına mı geliyor?
Doktor: Henüz bunu bilmiyoruz, John. Bir tümörün ne tür olduğunu anlamak için ek incelemeler gerekebilir. Şimdiden en kötü ihtimali düşünmeni istemiyorum ama bu durumu da görmezden gelemeyiz.
John ellerini birbirine kenetledi. Parmaklarını sıkmaya başladığını ancak birkaç saniye sonra fark etti.
John: Peki… gerçekten kanserse ne olacak, doktor?
Bu kez soruyu sorarken sesi biraz titredi.
Doktor, John'un gözlerine baktı.
Doktor: Öncelikle neyle karşı karşıya olduğumuzu kesinleştirmemiz gerekiyor. Sonrasında tedavi seçeneklerini değerlendireceğiz. Şu anda sana kesin bir sonuç söyleyemem. Ama bu süreci tek başına yürütmek zorunda değilsin.
John başını hafifçe salladı.
Söyleyecek başka bir şeyi yoktu.
O odadan çıkarken hastaneye gelmeden önceki John değildi artık. Henüz kesin bir teşhis konulmamıştı ama zihnine tek bir soru yerleşmişti:
Ya gerçekten kansersem?
Koridorda yürürken etrafındaki insanların konuşmalarını duyuyordu. Birileri telefonda gülüyor, birileri doktor sırası bekliyor, birileri yakınlarıyla konuşuyordu. Hayat herkes için normal bir şekilde devam ediyordu.
John ise sanki bir anda kendi hayatının dışında kalmış gibiydi.
Hastaneden çıkıp eve doğru yola koyuldu.
Yol boyunca telefonunu eline aldı, birkaç kez bir arkadaşına yazmayı düşündü. Sonra vazgeçti. Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Daha kendisi bile duyduklarını kabullenememişken başka birine nasıl anlatabilirdi?
Eve vardığında kapıyı kapattı ve bir süre öylece durdu.
Ev sessizdi.
Çantasını bir kenara bıraktı. Ayakkabılarını çıkardıktan sonra salona geçti ve koltuğa oturdu. Ellerini dizlerinin üzerine koyup boşluğa baktı.
Doktorun sözleri tekrar tekrar zihninde yankılanıyordu.
Beyninizde normal olmayan bir oluşum tespit ettik.
Bir tümör olabilir.
John başını iki elinin arasına aldı.
John: Yok… Hayır. Daha kesin bir şey söylemedi ki.
Bunu sanki kendisine hatırlatması gerekiyormuş gibi söyledi.
John: Belki de o kadar ciddi değildir. Belki başka bir şeydir.
Bir süre sonra ayağa kalkıp banyoya gitti. Duşa girdi ve sıcak suyun altında durdu. Normalde duş almak onu rahatlatırdı ama o gün suyun sesi bile zihnindeki düşünceleri bastıramıyordu.
Gözlerini kapattı.
Ya gerçekten kanserse?
Bu kez düşünceyi zihninden uzaklaştıramadı.
Ya tedavi edilemezse? Ya hayatım sandığımdan çok daha kısa sürerse?
John derin bir nefes aldı. Böyle düşünmek istemiyordu. Daha yirmili yaşlarına bile doğru düzgün yaklaşmamıştı. Üniversiteyi bitirmesi, bir iş bulması, kendi hayatını kurması gerekiyordu. Henüz yapmak istediği o kadar çok şey vardı ki…
John: Hayır… Daha hiçbir şey belli değil.
Suyun altında bir süre daha kaldı. Sonra duşunu bitirip üzerini giyindi.
Mutfakta kendisine bir şeyler hazırladı. Önüne oturdu ama iştahı yoktu. Birkaç lokma yedikten sonra çatalını bıraktı. Aç olduğunu biliyordu ama boğazından daha fazlası geçmiyordu.
Sonunda telefonunu eline aldı.
İnternette beyin tümörleri hakkında araştırma yapmaya başladı. İlk başta yalnızca hastalığın ne olduğunu anlamak istiyordu. Fakat okudukça karşısına çıkan bilgiler onu daha da korkuttu. Farklı tümör türleri, tedaviler, ameliyatlar ve hayatta kalma ihtimalleri…
Bir süre sonra telefonun ekranına bakamaz hâle geldi.
Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktı.
John: Tamam… Yeter.
Bir elini alnına götürdü.
John: Önce sonuçları öğrenmem gerekiyor. İnternette okuduğum her şeyi kendime uyarlayamam.
Kendini sakinleştirmeye çalışıyordu ama korkusu tamamen geçmemişti.
Akşam ilerledikçe evin içinde dolaştı. Bazen oturdu, bazen pencerenin önüne gidip dışarı baktı. Telefonuna gelen mesajları gördü fakat çoğuna cevap vermedi. İnsanlarla konuşacak gücü kendisinde bulamıyordu.
Gece yatağına uzandığında ışığı kapattı.
Normalde birkaç dakika içinde uyuyabilirdi. Fakat o gece gözlerini kapattığında bile hastanedeki konuşma zihninden silinmiyordu.
Bir an üniversiteyi düşündü. Ardından ailesini, arkadaşlarını, gelecekte yapmak istediklerini…
Henüz yaşamadığı bir hayatı kaybetme ihtimali onu korkutuyordu.
Ya her şey düşündüğümden farklı gelişirse?
Yutkundu ve yüzünü yastığa çevirdi.
John: Yarın daha iyi düşüneceğim.
Bu sözleri söylerken kendisinin bile buna ne kadar inandığından emin değildi.
Uzun bir süre yatakta döndükten sonra sonunda uykuya daldı.
O gece hiçbir şey çözülmedi. Hastalığın ne olduğu hâlâ bilinmiyordu. John'un korkuları da ortadan kalkmamıştı.
Fakat günler geçmek zorundaydı.
Aradan birkaç gün geçti.
John, hastaneden gelecek haberleri beklerken günlük hayatına devam etmeye çalıştı. Üniversiteye gitti, derslerine katıldı ve yapması gereken işleri tamamladı. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyordu.
Ancak aklı, en beklemediği anlarda yeniden hastaneye dönüyordu.
Bir derste hocasını dinlerken, eve yürürken, geceleri yatağına uzandığında…
Bazen kendini geleceğini planlarken buluyor, ardından birden duruyordu.
Peki ya geleceğim olmazsa?
Bu düşünceden nefret ediyordu.
Bir gün, üniversitedeki işlerini bitirdikten sonra doğrudan eve gitmek istemedi. Biraz hava almaya ihtiyacı vardı. Uzun süre amaçsızca yürüdü. Sokakları geçerken nereye gittiğini pek düşünmüyordu.
Sonunda çocukluğundan beri bildiği eski bir parka ulaştı.
Park, yıllar içinde pek değişmemişti. Ağaçlar aynı yerlerdeydi, yürüyüş yolları hâlâ oradaydı. Bankların bazıları eskimiş, boyaları dökülmüştü.
John, boş bir bank bulup oturdu.
Bir süre hiçbir şey yapmadan çevresini izledi. Hafif bir rüzgâr esiyor, ağaçların yapraklarını hareket ettiriyordu. Uzaklardan çocukların sesleri geliyordu.
John başını kaldırdığında birkaç metre ötede babasıyla oynayan küçük bir çocuk gördü.
Çocuk, babasının etrafında koşuyor, bir şeyler anlatıyor ve arada kahkahalar atıyordu. Babası da onunla oynuyordu.
Bir süre sonra çocuk koşarken ayağı takıldı ve yere düştü.
Babası hemen yanına gitti.
Baba: Hey, iyi misin?
Çocuk başını kaldırdı. Dizindeki tozlara baktı. Babası onu nazikçe ayağa kaldırdı, dizindeki tozu silkeledi ve elini tuttu.
Çocuğun yüzündeki ifade yeniden değişti. Birkaç saniye sonra babasının elini tutarak yürümeye devam etti.
John'un bakışları o ikisinin üzerinde kaldı.
Yüzündeki ifade yavaşça değişmeye başladı.
Önce yalnızca onları izledi. Sonra göğsünün içinde tanıdık, ağır bir his belirdi.
O görüntü ona bir şey hatırlatmıştı.
Çocukken kendi annesinin yanında yürüdüğü günleri… Babasının elini tuttuğu anları… Küçükken başına bir şey geldiğinde koşup sığındığı o güvenli yeri…
John'un zihninde yıllardır geride bıraktığını sandığı anılar canlanmaya başladı.
Artık parkı görmüyordu.
Gözlerinin önünde başka bir zaman, başka bir hayat vardı.
Yıllar önceki kendisi…
### FLASHBACK — YILLAR ÖNCE
John küçük bir çocukken hayatı çok daha basitti.
Dünyanın nasıl işlediğini, insanların neden hata yaptığını ya da bazen bir olayın nasıl bütün bir hayatı değiştirebildiğini bilmiyordu.
Onun için dünya annesiyle babasından ibaretti.
Eve döndüğünde onları görmek, annesinin sesini duymak, babasıyla vakit geçirmek ona yetiyordu. Büyük hayalleri ya da karmaşık düşünceleri yoktu. Tek bildiği, ailesinin yanında güvende olduğuydu.
Fakat bir gece bütün hayatı değişti.
O gece evlerinde yangın çıktı.
Alevler kısa sürede büyümeye başladı. Evin içini duman kapladı. John, yaşananları anlamaya çalışırken korkuya kapılmıştı. Her şey çok hızlı gelişiyordu. Birkaç dakika önce sıradan olan evi artık tanıyamıyordu.
Bağırışlar, duman ve alevlerin sesi birbirine karışmıştı.
John bir şekilde dışarı çıkmayı başardı.
Fakat annesiyle babası içeride kalmıştı.
Küçük çocuk kapının önünde durdu. Gözleri evdeydi. İçeriden çıkmalarını bekliyordu.
John: Anne?! Baba?!
Cevap alamadı.
Sesi daha da yükseldi.
John: ANNE! BABA! NEREDESİNİZ?!
Kısa süre sonra itfaiye ekipleri olay yerine ulaştı. John onları gördüğü anda koşarak yanlarına gitti. O yaşta bildiği tek şey, bu insanların yangınları söndürdüğü ve insanları kurtardığıydı.
Belki de annesiyle babasını kurtarabilirlerdi.
John ağlayarak bir itfaiyecinin yanına koştu ve ceketine tutundu.
John: ANNEMLE BABAM İÇERİDE! LÜTFEN ONLARI ÇIKARIN!
İtfaiyeci onu uzaklaştırmaya çalıştı.
İtfaiyeci: Evlat, burada kalmalısın! İçeri giremezsin!
John geri çekilmedi.
John: AMA AİLEM ORADA!
Küçük elleriyle itfaiyecinin ceketini tutmaya devam etti. Gözyaşları yanaklarından akıyordu.
John: SİZ İNSANLARI KURTARIYORSUNUZ, DEĞİL Mİ?! O ZAMAN NEDEN ONLARI KURTARMIYORSUNUZ?!
İtfaiyeci bir an duraksadı ama John'a verebileceği bir cevap yoktu.
Ekipler müdahaleye devam ediyordu. Fakat yapılan ihmaller ve yanlışlar kurtarma çalışmalarını olumsuz etkiliyordu. Kaybedilen zaman, içeride mahsur kalan John'un anne ve babasının kurtarılma ihtimalini azaltıyordu.
John bunların hiçbirini anlayabilecek yaşta değildi.
O yalnızca bekliyordu.
Birinin çıkıp annesini ve babasını getirmesini bekliyordu.
Dakikalar geçtikçe yüzündeki umut yerini korkuya bıraktı. Her kapıya baktığında ailesinin oradan çıkacağını düşünüyordu. Her hareketlendiğinde ayağa kalkıyor, sonra yine beklemek zorunda kalıyordu.
John: Lütfen… Lütfen onları çıkarın…
Sesi giderek kısıldı.
John: Annem korkuyordur… Babam da…
Bir süre sonra müdahale sona erdiğinde John hâlâ ailesinin çıkmasını bekliyordu.
Ona yaklaşan itfaiyecinin yüzündeki ifadeyi görünce bir şeylerin ters gittiğini anladı.
Adamın gözleri dolmuştu.
Yavaşça diz çöktü ve John'un göz hizasına geldi.
İtfaiyeci: John… Çok üzgünüm.
John anlamamış gibi yüzüne baktı.
John: Ne demek üzgünsün? Annemle babam nerede?
İtfaiyeci konuşmakta zorlandı.
İtfaiyeci: Onları kurtaramadık…
John birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sanki duyduğu sözler anlamını yitirmişti. Birinin kendisine şaka yaptığını düşünmek istedi. Birazdan annesinin ya da babasının çıkıp geleceğine inanmak istedi.
Ama kimse gelmedi.
John: Hayır…
İtfaiyecinin ceketini iki eliyle kavradı.
John: NEREDELER?! ANNEM NEREDE?! BABAM NEREDE?! SÖYLEYİN BANA!
İtfaiyeci onu sakinleştirmeye çalıştı ama John kendini kaybetmişti.
John: SİZ ONLARI KURTARACAKTINIZ!
Gözyaşları yüzünden akarken adamın ceketini bırakmıyordu.
John: ONLARI GERİ GETİRİN! LÜTFEN! BEN BAŞKA HİÇBİR ŞEY İSTEMİYORUM!
O an onun için dünya durmuştu.
Daha önce korktuğunda annesine sarılabilirdi. Canı yandığında babası yanına gelirdi. Bir kâbus gördüğünde gece odasına girip onu rahatlatacak biri vardı.
Ama o geceden sonra bunların hiçbiri olmayacaktı.
John'un annesi ve babası, o yangında hayatlarını kaybetti.
Küçük bir çocuk, bir gecede ailesini kaybetmişti.
Ve yıllar boyunca o geceyi unutmaya çalışsa da bazı görüntüler zihninden hiçbir zaman tamamen silinmeyecekti.
### YETİM BİR ÇOCUĞUN HAYATI
Anne ve babasının ölümünden sonra John'un hayatı eskisi gibi olmadı.
Bir süre ne yaşandığını anlamakta zorlandı. Çocuktu; ölümün ne anlama geldiğini, bir insanın neden bir daha geri dönemeyeceğini tam olarak kavrayamıyordu.
Başlangıçta ailesinin geri geleceğini düşündüğü zamanlar oldu.
Bazen geceleri uyandığında annesinin sesini duymayı bekledi. Bazen kapının açıldığını duyunca babasının eve geldiğini sandı. Ama her defasında karşısına çıkan şey aynıydı: Sessizlik.
Zaman geçtikçe gerçeği anlamaya başladı.
Annesi geri gelmeyecekti.
Babası da.
John, ailesiz büyümek zorunda kaldı. Hayatında ona destek olan insanlar olsa da hiçbiri anne ve babasının yerini dolduramazdı. Küçük yaşta başına gelen bu olay, onun çocukluğunu elinden almıştı.
Diğer çocuklar aileleriyle vakit geçirirken John bazen tek başına kalıyordu. Bazıları hafta sonu anne babalarıyla planlar yapıyor, bazıları başlarına gelen küçük şeyleri ailelerine anlatıyordu.
John ise çoğu zaman kendi içinde yaşıyordu.
Yıllar geçtikçe büyüdü. Çocukluğundaki acıyı herkese anlatmıyordu. Bazen geçmişi aklına geldiğinde sessizleşiyor, bazen de hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyordu.
Ama bazı geceler yangını yeniden hatırlıyordu.
Alevleri…
Dışarıda bekleyişini…
İtfaiyecinin yüzündeki ifadeyi…
Ve ailesinin geri gelmeyeceğini öğrendiği anı.
Özellikle bir şey zihninden hiç çıkmıyordu.
İtfaiyecilerin görevlerini doğru yapmamış olması, kurtarma çalışmalarındaki ihmaller ve kaybedilen zaman…
John, o yaşta bütün ayrıntıları anlayamasa da bir şeyin farkındaydı: Birilerinin yaptığı hatalar yüzünden hayatı sonsuza kadar değişmişti.
O gece yalnızca anne ve babasını kaybetmemişti.
Onlarla birlikte çocukluğunun büyük bir kısmını, kendini güvende hissettiği dünyayı ve geleceğe dair sahip olduğu pek çok şeyi de kaybetmişti.
Buna rağmen hayat devam etti.
John büyüdü, eğitimine devam etti ve sonunda iyi bir üniversiteye girmeyi başardı. Kendi ayakları üzerinde durabilmek için çabaladı. Geçmişini tamamen geride bırakmış değildi ama onun yüzünden hayatını da durdurmak istemiyordu.
Yıllar içinde bir yetişkine dönüştü.
Artık küçük bir çocuk değildi. Kendi kararlarını verebiliyor, geleceğini planlayabiliyor ve hayatının sorumluluğunu üstlenebiliyordu.
Dışarıdan bakıldığında geçmişi geride bırakmış gibi görünüyordu.
Ancak bazı yaralar görünmezdi.
Ve John'un içinde taşıdığı yara, yıllar geçmesine rağmen hâlâ oradaydı.
### BANKTAKİ JOHN
John, parkta otururken gözlerini yeniden açtı.
Karşısındaki küçük çocuk hâlâ babasının yanındaydı. Birlikte yürümeye devam ediyorlardı. Çocuk arada babasına bir şeyler anlatıyor, babası da onu dinliyordu.
John'un boğazı düğümlendi.
Bir zamanlar kendisinin de böyle bir hayatı vardı.
Onun da elini tutan bir annesi, yanında yürüyen bir babası olmuştu. Onun da kendini güvende hissettiği bir evi vardı.
Sonra bir gece bütün bunlar elinden alınmıştı.
John başını öne eğdi. Parmaklarını birbirine kenetledi ve bir süre ellerine baktı.
Keşke o gece biri daha erken gelseydi…
Düşünce zihninde yankılandı.
Keşke birileri görevini doğru yapsaydı…
John gözlerini kapattı. Yangını düşünmek istemiyordu ama çocukla babasını gördükten sonra anılar bir kez daha canlanmıştı.
O gece kendisinin ne kadar küçük olduğunu hatırladı. Korktuğunu, ağladığını ve yardım istediğini…
Birilerinin gelip ailesini kurtaracağına inanmıştı.
Çünkü ona göre yetişkinler sorunları çözmek için vardı. İtfaiyeciler insanları kurtarırdı. Birileri tehlikedeyse başka birileri gelip onlara yardım ederdi.
Ama kendi hayatında işler böyle olmamıştı.
John derin bir nefes aldı.
Yıllar geçmişti. O artık büyümüştü. Üniversiteye gidiyor, kendi hayatını kurmaya çalışıyordu. Yine de çocukken yaşadığı o olay, bugün bile içinde bir şeyleri harekete geçirebiliyordu.
Bir insanın yaptığı hata, başka birinin bütün hayatını değiştirebilir.
Bu düşünceyi ilk kez o gün düşünmüyordu. Yıllardır zihninin bir köşesinde taşıyordu.
O gece ailesini kurtaramayan insanlar için duyduğu öfke, zamanla daha karmaşık bir duyguya dönüşmüştü. Artık yalnızca kızgın değildi. Aynı zamanda üzgündü. Çünkü geçmişi değiştiremeyeceğini biliyordu.
Ne kadar düşünürse düşünsün annesiyle babasını geri getiremezdi.
John başını kaldırdı. Küçük çocuk babasının elini tutmuş, onunla birlikte parkın diğer tarafına doğru yürüyordu.
Bir an için gözleri doldu.
Sonra bakışlarını başka tarafa çevirdi.
Tam o sırada hastanedeki konuşma yeniden aklına geldi.
Beynindeki oluşum…
Tümör ihtimali…
Henüz kesinleşmemiş sonuçlar…
John'un içinde biriken korku yeniden ortaya çıktı. Geçmişte kaybettiklerini düşündükten sonra geleceğini kaybetme ihtimali de daha ağır geliyordu.
Ben de mi…?
Düşüncesini tamamlayamadı.
Başını iki eliyle tuttu ve yavaşça nefes verdi.
John: Daha hiçbir şey kesin değil…
Bunu kendisine tekrar hatırlattı.
John: Daha öğrenmem gereken şeyler var.
Bir süre daha bankta oturdu. Etrafındaki insanlar kendi hayatlarına devam ediyordu. Çocuklar oynuyor, aileler yürüyüş yapıyor, bazı insanlar telefonlarıyla konuşuyordu.
John ise sessizce geçmişini ve geleceğini düşünüyordu.
Bir zamanlar küçücük bir çocuk olarak ailesini kurtarmaları için insanlara yalvarmıştı. Şimdi ise yetişkin bir adam olarak kendi hayatında ne olacağını öğrenmeyi bekliyordu.
Henüz önünde ne olduğunu bilmiyordu.
Beynindeki oluşumun ne olduğu belli değildi. Geleceğinde onu nelerin beklediğini de bilmiyordu.
Bildiği tek şey, hayatın bazen insanın kontrolü dışında değişebildiğiydi.
John yavaşça banktan kalktı.
Bir süre parkın içinde yürüdü. Sonra çıkışa yöneldi.
Arkasında çocukların sesleri, ağaçların hışırtısı ve sıradan bir günün telaşı kaldı.
John ise kendi düşünceleriyle baş başa, evine doğru yürümeye devam etti.
Henüz nasıl bir insan olacağını bilmiyordu.
Ama geçmişi, bugününü şekillendirmeye devam ediyordu.
Like It? Make Yours.
Pitch a story, pick an art style, and Comic Maker draws the rest. Then edit it, continue the story, or turn a panel into video.
Make a Comic